125 TBB Dergisi 2022 (159) Nurten YAYLACI Tarihsel olarak ilk defa 19. yüzyıla ait kayıtlarda yer almasına rağmen, doğum şiddeti Latin Amerika’da kadın hakları savunucularının 1980 ve 1990’larda kanıta dayalı olmayan şekilde doğumun aşırı tıbbîleştirilmesine (medikalleşmesine)2 karşı çıkmaları ve bu sürecin insancıllaştırılmasını savunmaları ile görünür hâle gelmiştir. Daha sonra 2000 yılında Brezilya’da Latin Amerikalı aktivistlerin, araştırmacıların ve halk sağlığı uzmanlarının katılımıyla düzenlenen 1. Uluslararası Doğumun İnsancıllaştırılması Konferansı konunun uluslararası arenada öne çıkmasını sağlamıştır.3 Dünya Sağlık Örgütü 2014-2015 yıllarında yayınladığı bildirilerde bu alandaki boşluğu ele alarak, dünya çapında çok sayıda kadının sağlık kurumlarında doğum ve üreme sağlığı hizmetleri sırasında saygısız, ihmâlkar ve istismar edici muamelelere maruz kaldığını kabul etmiş ve sözkonusu küresel sorun üzerinde daha fazla eylem, diyalog, araştırma ve savunuculuk çağrısında bulunmuştur.4 Yine, 2015 yılında İnter-Amerikan İnsan Hakları Komisyonu Kadın Hakları Özel Raportörü ve Afrika İnsan ve Halkların Hakları Komisyonu kadın hakları ve services with a focus on childbirth and obstetric violence, 2019, para. 4. https:// digitallibrary.un.org/record/3823698?ln=en (Erişim Tarihi: 13 Haziran 2021); Council of Europe Parliamentary Assembly, Resolution 2306, Obstetrical and Gynaecological Violence, 3 October 2019, para. 5; World Health Organization, WHO Statement: The prevention and elimination of disrespect and abuse during facility-based childbirth (Geneva: WHO, 2014); WHO, “Statement on the prevention and elimination of disrespect and abuse during facility-based childbirth”, WHO/ RHR/14.23, Geneva 2015; Gita Sen, Bhavya Reddy, Aditi Iyer, “Beyond measurement: the drivers of disrespect and abuse in obstetric care”, Reproductive Health Matters 26(53), (ss. 6-18), 2018, s. 1. 2 Yirminci yüzyılda geleneksel olarak kadınların kendi arasında gerçekleşen ev merkezli doğumların yerini, doğumun tıbbileştirilmesi (medikalleşmesi) ve böylelikle daha az riskli ve konforlu hâle geleceği beklentisiyle, sağlık tesisi temelli doğum almıştır. Bu durum, anne ve çocuk ölümlerini azaltmak gibi çok önemli sonuçlar doğurmakla birlikte, kadınların özerkliklerini ve dolayısıyla kendi bedenleri üzerindeki karar verme ve denetim yetkilerini zayıflatmıştır. Bkz. Selen Göbelez, “Doğum Şiddeti/Obstetrik Şiddet”, Feminist Bellek, https://feministbellek.org/dogum-siddeti/ (Erişim Tarihi: 17 Ağustos 2021). 3 Michelle Sadler, Mario JDS Santos, Dolores Ruiz-Berdún et al., “Moving beyond disrespect and abuse: addressing the structural dimensions of obstetric violence”, Reproductive Health Matters Vol.24(47), 2016; Caitlin R. Williams and Benjamin Mason Meier, “Ending the abuse: the human rights implications of obstetric violence and the promise of rights based policy to realise respectful maternity care”, Sexual and Reproductive Health Matters, Vol. 27(1), (ss. 9-11), 2019, s. 9. 4 WHO, “WHO Statement: The prevention …”, 2014; WHO, “Statement on the prevention …”, 2015.
RkJQdWJsaXNoZXIy MTQ3OTE1