Türkiye Barolar Birliği Dergisi 159.Sayı

44 Sanık Sandalyesinde Gazeteciler: Anayasa Mahkemesi Kararlarının Gazetecilere Uygulanan ... Sonuç Anayasa Mahkemesi’nin gazeteciler hakkında verdiği bireysel başvuru kararlarında inceleme yaptığı tutuklama kararlarında, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin içtihatlarına atıfta bulunup genel ilkeleri İHAM’ın belirlemeleri üzerinde kurduğu görülmektedir. Ancak esas ilkelerin uygulanmasında ve yorumunda AYM ile İHAM arasında farklılıklar söz konusudur ve bu farklılıklar, değerlendirmelerin sonucunu etkileyecek nitelikle olduğundan oldukça can alıcıdır. Her ne kadar uygulanan normlar ve standartlar aynı olsa da İHAM’ın AYM’ye nazaran belli başlı konularda daha özgürlükçü bir yaklaşıma sahip olduğu söylenebilir. Bu özgürlükçü yorum, daha çok mahkemelerin yorumlamaya ihtiyaç duyduğu soyut kavramların nasıl anlaşılacağına dairdir. Bu durumun somutlaşması ise AYM ve İHAM’ın -her ne kadar inceleme için farklı isimde kavramlar kullansalar da- aynı unsurun varlığını inceledikleri kuvvetli şüphe ve makul şüphe kavramlarının yorumu sonucunda farklı eşiklere ulaşmaları ile gerçekleşmektedir. Yukarıdaki pek çok örnekte görüleceği gibi AYM’nin suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olduğuna kanaat getirdiği pek çok başvuru, İHAM’ın önüne gittiğinde herhangi bir makul şüphe bulunmadığına dair karar çıkmaktadır. Bu husus, tutuklama tedbirinin ön koşulu olarak nitelendirilen kuvvetli şüphe kavramının AYM tarafından oldukça geniş bir biçimde yorumlandığı ve gerçekten bir ön koşul niteliğini haiz olmadığını göstermektedir. Olağanüstü dönemlerde de ön koşul niteliğini sürdüren makul şüphenin varlığı, iki mahkeme arasındaki en büyük farklılık olarak kendini göstermektedir. Tutuklama nedenlerinin incelenmesinde de aynı sorun göze çarpmaktadır. Her ne kadar AYM, katalog suçlara dayanmayan tutuklama kararlarında tutuklama nedenlerini somut olayla ilişkili biçimde incelemeye tabi tutuyor ve tutuklama nedenlerinin kişiselleştirmesini arıyor olsa da tutuklama nedenlerinin varsayılabildiği katalog suçlar bakımından bu incelemeyi yeterince detaylı biçimde gerçekleştirmemektedir. Bu durum ne katalog suçların varlığının tutuklama kararını zorunlu kılmaması ve yalnızca ilgili mercie bu konuda bir takdir yetkisi tanınması ile ne de İHAM’ın konuya ilişkin son içtihadı olan Buzadji kararı ile bağdaşmaktadır. Dolayısıyla AYM’nin tutuklama nedenleri incelemesinin İHAM’ın öngördüğü koşullar altında gerçekleştiğini söylemek oldukça zordur.

RkJQdWJsaXNoZXIy MTQ3OTE1