Türkiye Barolar Birliği Dergisi 159.Sayı

55 TBB Dergisi 2022 (159) Tijen DÜNDAR SEZER seçme hakkının11 zaman içinde özellikle 19. yüzyılda yaygınlaşması, parlamentonun temsil yeteneğini arttırmıştır. Ancak bu süreç içinde hem seçenler hem de seçilenler erkektir. 18. yüzyılın sonunda başlayan anayasacılık hareketleriyle de sadece erkeklerin seçme ve seçilme hakları tanınmıştır.12 Bu bağlamda, kadınların, ne Antik Yunan’da doğrudan demokrasi içinde yönetime katılma hakları ne de 20. yüzyıla dek temsili demokrasilerde seçme ve seçilme hakları söz konusu olmuştur. Sınırlı oy uygulamasından genel oya13 geçiş uzun ve sancılı bir sürecin ürünüdür. Kadınların seçme-seçilme haklarının tanınmamasının sebeplerine bakıldığında, kadınların siyasal kapasiteleri olduğuna ve siyasal toplumla bütünleşmesine karşı çıkıldığını görmekteyiz. Geleneksel düşünce, kadının sosyal hayattaki yerini sadece aile içi alanla sınırlandırmıştır ve siyasetin erkeklere özgü bir alan olduğu kabul edilegelmiştir. Bu anlayış uyarınca kadınlar kamusal işleri anlamak için gerekli olan yeteneğe sahip değildir; kadınların görevi ev işlerini yapmak ve çocukların bakımını üstlenmektir.14 Kadınların seçme-seçilme haklarının kural olarak 20. yüzyılın başından itibaren tanınmaya başlanmış olması, hukuk alanında kadın erkek eşitsizliğini ortaya koyan bir turnusol testi gibidir. Kadınlar seçme ve seçilme haklarını elde etmek için pek çok ülkede çaba göstermiştir ve bu mücadeleyi kazanmaları kolay olmamıştır. Kale Özçelik, s. 49; Yücel, s. 29-33; Parlamentoların kuruluşu hakkında bkz. Kemal Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, C.I, Bursa-2020, s. 825 vd; İngiltere’de 1689 yılında kabul edilen Bill of Rights ile parlamento seçimlerinin serbest olarak yapılacağı kabul edilmişti. Gözler, s. 831. 11 Çalışmamızın bu başlığında genel olarak kadınların seçme-seçilme hakları anlatıldığı için, oy hakkı kavramı değil seçme hakkı kavramı kullanılmıştır. Bilindiği gibi, oy hakkı ve seçme hakkı farklı anlamları ifade edebilmektedir. Oy hakkı, saf temsili demokrasilerde, sadece seçme hakkına karşılık gelmekte iken, yarı doğrudan demokrasilerde hem seçme hem de oylama hakkına karşılık gelmektedir. Oylama ise, bir metnin oy kullanılarak, kabul veya reddedilmesi anlamı taşımaktadır. Bkz. Gözler, s. 778. 12 Erkekler açısından da ilk Anayasalarda seçme seçilme hakkı; vergi verme ya da mülkiyete sahip olma şartına bağlıydı. Yine bazı ülkelerde, belirli bir ırktan olmak da oy hakkının şartları arasında yer almıştır ya da belli bir ırkın mensuplarının oy kullanması zorlaştırılarak genel oy ilkesi zedelenmiştir. Gözler, s. 787 vd. 13 Genel oy ilkesi, oy hakkının, cinsiyet, ırk, zenginlik, eğitim, yetenek vergi, mülk sahibi olma gibi sebeplerle sınırlandırılmaksızın, her vatandaşa oy hakkının tanınması anlamı taşımaktadır. Gözler, s. 782; Ekrem Ali Akartürk, Oy Hakkının Anayasal İlkeleri, İstanbul-2017, s. 52. 14 Akartürk, s. 9.

RkJQdWJsaXNoZXIy MTQ3OTE1