

TBB Dergisi 2012 (99)
Faruk Y. TURİNAY
223
gibi çok daha eski unsurlar vardır. İktidarların en kuvvetlisi olan si-
yasi iktidarın kâğıda dökülmüş birtakım cümlelerle sınırlanabilir
hale gelişinin, hukuk tarihinde parlak bir dönüm noktası olduğunu
söylemek yanlış olmayacaktır. İşte o parlak noktadan itibaren, ana-
yasa, emsallerinin önüne geçen olağanüstü bir güç kazanmıştır: hu-
kuki bağlayıcılık. Hukuki bağlayıcılıkta, bir
“kılıç-tutan”
a ihtiyaç du-
yulacaktır. Kılıcın sahipleri bellidir: anayasa mahkemesi ve yüksek
mahkemeler... Anayasanınki, öyle bir güçtür ki, devlet’i de tanımla-
yabilir, iktidar’ı da... Adalet, eşitlik, kurallara riayetkâr devlet, fırsat
eşitliği, vatandaşlık, haklar ve özgürlükler, yaptırımlar ve sınırlama-
lar, ormanlar, denizler, kıyılar, vatandaşlar, hatta yabancılar, kamu
idareleri, erklerin yetkileri, hepsi anayasa kılıcının gölgesi altındadır.
İnsanoğlunun yaşam boyunca peşinden koştuğu pek çok gücü pay-
laştırma yetkisi, ölümlü insanlar yerine kalıcı olabilecek bir eşyaya,
bir kitapçığa terk edilmiştir. Kitapçığın eline, yetkilerin en can acıtanı
olan yönetme yetkisini tevdi etme gücü de geçmiştir. O, dilediğine
icrai yetkileri bağışlar; Bir insana verebilir ki bu hükümdardır. Bir ku-
rula verebilir ki bu bakanlar kuruludur. Ve nihayet halka da verebilir
ki bu
“site devleti”
nden başka bir şey değildir... O arzu ettiğine, kural
koyma yetkisi verebilir, kuralları yorumlama yetkisini de... Siyasi ta-
rih boyunca, bu üç yetki elden ele gezmiş, kimi zaman bir elde temer-
küz etmiş, bazen de sabit kalmayacak şekilde paylaşılmıştır. İşte ana-
yasa, bu belirsizliğe ve istikrarsızlığa son verme hususunda bulunan
en gelişmiş hukuki icattır.
Bir ülkede herhangi bir kuralın değeri uygulanma derecesiyle
ölçülebilir. Bu yüzden, anayasa gibi, kuralların kuralı konumunda
yer alan bir hukuk metninin tarihsel yolculuğu boyunca kat ettiği
mesafe ve geldiği evreyi sağlıklı şekilde tespit edebilmek için uygu-
lamasına bakmak gerekmektedir. Hele, pek çok ülkenin anayasaları,
bizzat başka birtakım değerlere, kurallara, hukuk düzenlerine ber-
rak bir dil kullanarak atıfta bulunuyorsa, o anayasaların temsil ettiği
hukuki anlayıştaki
“anayasa”
nın
“kuralların kuralı”
olup olmadığı,
kurallar silsilesinde hâlâ en üstte yer alıp almadığı sorgulanmalıdır.
İşte bu yolla anayasanın aldığı yeni konum tespit etmek mümkün
olabilecektir.