

Zincir İşlemlere Karşı Hangi Aşamada Dava Açılabilir?
240
Danıştay’ın adalet müfettişliğinden alınma yolundaki teklifin iptal
davasına konu edilebileceği şeklindeki görüşü de hatalıdır. Bir kimse-
nin adalet müfettişliğinden alınması Adalet Bakanının teklifi üzerine
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararı ile olanaklıdır. Bakanın
teklifi ile Kurulun kararı arasında kuvvetli ve çözülemez bir ilişki bu-
lunduğundan burada ayrılabilir işlem kuramı uygulanamaz. Dolayı-
sıyla bu teklife karşı dava açılması idari işlem kuramı uyarınca olanak-
lı değildir. İdari işlem kuramı uyarınca asıl kararı veren Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulunun bütün icrai kararlarına karşı dava açıla-
bilmeli, teklifin hukuka aykırılığı konusu ise açılacak olan davada in-
celenmelidir. Gerçi, Anayasanın 159. maddesinin 10. fıkrası gereğince,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun meslekten çıkartma cezasına
ilişkin kararı dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvuru-
lamayacağından idari işlem kuramına ve hukuk devleti ilkesine ay-
kırı olsa da bu ayrıksı durum dışında HSYK’nın hiçbir kararına karşı
dava açılamaz. Zannımıza göre bu içtihadında Danıştay, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu kararına karşı yargı yoluna gidilememesinin
mahzurlarını giderebilmek için böyle bir ara çözüm bulmaya uğraş-
mıştır. Ancak bu tutumun doğru olduğu savunulamaz. Çünkü yargı
organının görevi, yasa koyucunun eksikliklerini tamamlamak veya
İdareyi terbiye etmek değildir, onun görevi uyuşmazlıkları hukuka
uygun bir şekilde adil olarak çözmektir. Aksi takdirde, hukuki istikrar
veya hukuki güven ilkesi kaybolur. Ayrıca, ilgili kişinin adalet mü-
fettişliğinden alınarak Cumhuriyet Savcılığına atanması yönündeki
Adalet Bakanlığı teklifini kurumlar arasında bir iç yazışma niteliğinde
olarak görmek de olanaklıdır. Kurumlar arasında iç yazışma niteliğin-
deki işlemler de kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem değildir ve dola-
yısıyla iptal davasına konu olamazlar. Danıştay’ın söz konusu içtihadı
bu yönden de hatalıdır.
Ancak yapılan bu açıklamalardan bütün teklif etme işlemlerinin
iptal davasına konu yapılamayacağı sonucu çıkartılmamalıdır. Bu bağ-
lamda teklifin reddedildiği bir işleme karşı dava açılabilmesi olanaklı-
dır. Gerçekten de Gözübüyük ve Tan’ın isabetli olarak belirttiği üzere,
hazırlayıcı bir işlemin yapılmasının idarece reddinin idari bir işlemin
yapılmasını engellediği durumlarda, hazırlık işleminin yapılmasının