

164
Terörle Bağlantılı Zararlardan Dolayı İdarenin Sorumluluğu
hukukuna özgü biçimde gelişmesi, ikincisi ise idarenin kusursuz so-
rumluluğunun genişlemesidir. Kusursuz sorumluluktaki bu genişle-
menin önemli bir örneği de savaş veya kitlesel hareketlerden doğan
zararların karşılanması için ortaya çıkan sosyal risk ilkesidir. Bu ilke
Türkiye’de özellikle 1990’lardan itibaren terörle bağlantılı zararların
tazmini talebiyle açılan davalarda gündeme gelmiştir. Bu davaların bir
kısmı terörün kendisinden, bir kısmı da terörle mücadeleden ortaya
çıkan zararların tazmini talebini içermektedir ve bu davaların önemli
bir kısmında idarenin eylemi nedeniyle zarar doğduğunun ispatı ya
da idareyle zarar arasında doğrudan illiyet bağı kurulması son derece
güçtür. Buna karşılık Danıştay, idarenin hizmet kusuru bulunmaması
ve idarenin eylemi ile zarar arasında doğrudan bir nedensellik bağı
kurulamamasına karşılık idarenin sorumlu tutulmasına olanak sağla-
yan sosyal risk ilkesini uygulamaya başlamıştır.
Olağanüstü hal bölge valilerinin işlemlerine karşı yargı yolunun
2003 yılına kadar kapalı olması
1
karşısında AİHM’in önüne gelen baş-
vuru sayısının artmasıyla birlikte 17.07.2004 tarih ve 5233 sayılı Terör
ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Ka-
nun 27.07.2004 tarihinde yürürlüğe girmiş; sadece bu tarihten itibaren
değil, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında
terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyet-
ler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin
de maddi zararlarının sulh yoluyla karşılanacağı düzenlenmiştir.
Terörün hukuki bir kavram olarak kullanımı ve tanımlanmasıy-
la ilgili ulusal ve uluslararası hukuk alanında tartışmalar bulunmakla
birlikte tanım sorununa bu çalışmada yer verilmemiştir. 5233 sayı-
lı Kanun’da doğrudan Terörle Mücadele Kanunu’ndaki tanıma
2
atıf
1
285 sayılı KHK’da 1990 yılında KHK’de yapılan değişiklikle 7.maddeye eklenen
“Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü Hal Bölge Valisine tanınan yet-
kilerin kullanılması ile ilgili idari işlemler hakkında iptal davası açılamaz” hükmü
Anayasa Mahkemesi’nin 22.5.2003 tarihli ve E.2003/28, K.2003/42 sayılı kararıyla
iptal edilmiş ve bu şekilde bu kararlara karşı yargı yolu açılmıştır.
2
Bu tanıma göre terör; “cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sin-
dirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin
niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cum-
huriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya
yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış
güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte men-