

TBB Dergisi 2011 (96)
Mustafa ÇAĞATAY
139
5737 sayılı Yasa’nın 60. maddesi ile Vakıflar Yönetmeliği’nin 39.,
42., 122 ve 123. maddelerinde cemaat vakıflarının Vakıflar Genel Mü-
dürlüğünce veya iç denetim yoluyla yapılacak amaca uygunluk de-
netimlerinde, 1936 beyannamesinin dikkate alınacağı hükmüne yer
verilmiştir.
Bu durumda, cemaat vakıflarının mal edinmelerinde Lozan
Antlaşması’nın 40. maddesinde öngörülen hususlar ile bu vakıfların
1936 tarihinde verdikleri beyannameler birlikte değerlendirilerek, söz
konusu vakıfların edindikleri malların amaçlarıyla uyumlu olup olma-
dığı denetlenebilecektir.
Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılan amaca uygunluk denetimi
sonucunda, edinilen malın vakfın amacına uygun olmadığının saptan-
ması durumunda ne gibi bir işlem yapılacağı 5737 sayılı Yasa’nın 10.
maddesinde gösterilmektedir. Buna göre, vakfın amacı doğrultusunda
faaliyette bulunmayan, vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uy-
gun olarak kullanmayan vakıf yöneticileri, asliye hukuk mahkemesin-
ce görevden alınabileceklerdir.
Kuşkusuz, Devletler gerçek kişilerden farklı olarak özel hukuk tü-
zel kişisi niteliğindeki vakıfların ileriye yönelik mülk edinebilmelerine
kamu yararı amacıyla bir takım kanuni sınırlamalar da getirebilirler.
Ancak, bu durumda yapılacak sınırlamaların vakıf statüsünde kabul
edilen tüm tüzelkişileri kapsamı altına alması gerekir. Daha açık ifadey-
le, ileriye dönük mülk edinmeye ilişkin getirilen sınırlama, yalnızca bazı
vakıfları kapsamına alıyor ve bu düzenlemenin gerek anayasal gerek-
se hukukun genel ilkeleri bakımından haklı bir nedeni bulunmuyorsa,
böyle bir sınırlamanın savunulacak bir durumunun olmayacağı açıktır.
Diğer taraftan, 5737 sayılı Kanun’un 12. maddesinin birinci fıkra-
sındaki kuralın, pratikte, önceki kuraldan pek de farklı bir düzenle-
me öngörmediğini söylemek mümkündür. Zira, temel olarak Lozan
Antlaşması’nın 40. maddesinin baz alındığı önceki yasal düzenleme-
de, cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinebilmeleri için öngörülen
dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarla sı-
nırlı mal edinebilme koşullarının ise gerçekte bir sınırlama olmadığı
açıktır. Çünkü, “dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlar”
kavramı oldukça geniş bir kavramdır ve neredeyse bu kavramın içeri-
sine girmeyecek bir alan bulmak oldukça zordur.