

TBB Dergisi 2013 (108)
Hilmi ŞEKER
297
gelir. Akıl ile kalp arasındaki mesafeyi azaltan bu bakışın, gerçek için
taşıdığı anlamı kavrayan retorik, kendini toparlar, etkili önlemler alır.
Belagatin sihri ve içerdiği şeytan tüyü ile fırsatını bulduğunda gerçe-
ği peçeleme teşebbüs ve gayretine karşı koyar. Olup bitenlere duyarlı
temellendirme; âlemi, gerekçeyi zehirleme potansiyeli olan belagatin
cazibesine karşı uyanık kalmaya davet eder.
Usuli rasyonalitenin aktüel sürümü olan gerekçelendirme, bu yö-
nüyle bir usul hukuku sorunudur. Gerekçelendirme aynı zamanda re-
toriksel bir kanıtlama işlevinin adıdır. Antik felsefe bu açıdan aktüel
gerekçenin öncülü, sorumluluğun erken halidir.
3.Gözden Düşüş/Modernleşme - Sekülerleşme /Diriliş:
Antik çağda felsefenin itkisi ile zirve yapan Argümantasyon kül-
türü, tanrıyla yurttaş arasına giren gücün etkisiyle takatinden, dem ve
devranından epey kaybeder. İktidarın gökle ilişkilendirildiği, göksel
olanın, hayat pahasına sorgulandığı dönemlerde gerekçe teferruata
dönüşür. Gereksizleşir. Böylece, itham temellendirmeye ihtiyaç duy-
madan, elini kolunu sallayarak hükümleşir, kabul edilemez kanıt ve
ikrarlar hükmün biricik dayanağı olur.
İnsanlığı ve düşün hayatını askıya alan bu yaklaşım, epeyce hü-
küm sürer. İnsanlığın iktidarı canı, kanı ve hürriyeti pahasına frenledi-
ği an bu anlayışın sonuna işaret eder.
Bu an meşruiyet temellerinin kuşkulu hale geldiği veya meşruluk
anlayışının değiştiği modernite dönemine tekabül eder. Dur durak bil-
meyen modernleşme kendisini Sekülerleşmeyle aşar. Birey özgürleşir,
insan aklı zincirlerini kırar, vesayeti reddeder. Ayakları üzerinde du-
ran, kendine yeten birey gerçekliğe yaslanır, gücü yargılayarak etik
bir ilişki inşa eder. Bundan ötürü Sekülerleşme aynı zamanda etik ol-
maklığa tekabül eder. Özetle egemenliğin yerselleşmesi, gökle alakası-
nı kesmesiyle birlikte insan, tebaa olmaktan yurttaş olmaklığa evrilir.
Dönüşümle eş zamanlı olarak, iktidarların denetlenerek sınırlandırıl-
ması fikri uç vermeye başlar.
Dönüşüm, adaletin herkese eşit, tarafsız şekilde dağıtılması, gü-
cün ölçütlere vurulması, ölçü ve ölçütlerin gerekçeyle denetlenmesi
manasına gelir. Toplumsal ve demokratik talepler öne çıkar, iktidar
bilgiye dayanır, ilişki etik bir özellik kazanır. Egemenliğin hukukun