

TBB Dergisi 2016 (126)
Recep DOĞAN
147
“cinsel saldırı” şeklinde tanımlanmıştır.
41
Bu nedenle, ırza geçme ve
diğer cinsel saldırıların, namus ve ırz kavramıyla ilişkilendirilmesi
5237 sayılı Kanun kapsamında gerekli olmayıp, dile getirilen kaygılar
yersizdir.
Dördüncüsü, “töre” her zaman toplumsal olarak kabul görmeyen
ve “kötüye” tekabül eden bir düşünce biçimi değildir. Kelime anla-
mından yola çıkılacaksa, “töre” olarak belirlenen, toplumsal hayatta
her gün uygulanan, toplumsal kabul gören, birçok davranış, yerleşmiş
yaşam kuralı ve alışkanlık vardır. Yeni doğan bebeğe altın takılması,
düğünde takı takılması, fakirlere sadaka verilmesi, hem toplumsal da-
yanışmayı sağlamaya hem de aileyi desteklemeye yönelik “töre” sayı-
labilecek davranış biçimleridir. Bu davranışların da toplumsal kabul
görmeyeceğini düşünmek mümkün değildir.
Bu eleştirilerin dışında, esasında eril bir ortamda genelde erkekler
tarafından yapılan her hukuki düzenlemede olduğu gibi, “namus” ye-
rine “töre” kelimesine yer veren TCK’nun 82/1-k maddesinde de, Yar-
gıtay Ceza Genel Kurulu’nun gerekçesine tam olarak yansımayan eril,
“masküler” bir bakış açısı vardır. Bu da, evli kadının cinsel sadakat
yükümlülüğünü ihlali halinde işlenen öldürme suçlarında, “erkeğin
mazur görülmesi gerektiği” düşüncesidir. Daha cinsiyetçi bir tabir ile
ifade etmek gerekirse, zina yapan kadının kocası tarafından öldürül-
mesi halinde, “zaten namusu ve şerefi iki paralık olmuş kocaya” daha
az ceza verilmesinin sağlanması, kocanın haklılığının teslim edilmesi
isteğidir. Eril iktidarın, bu konudaki direnişi veya isteği ise yeni de-
ğildir.
Gerçekten de 1953 yılında, 765 sayılı TCK’ nun zinaya ilişkin hü-
kümlerinin değiştirilmesine ilişkin tasarının görüşülmesi sırasında,
TBMM’de yaşanan tartışmalara bakıldığında, “kadınlara birçok alan-
da tanınan eşitliğin namus alanında tanınmasının mümkün olmadı-
ğı” fikrinin tartışmaların tamamına egemen olduğu görülmektedir.
Söz konusu tasarının erkeğin ve kadının zinasını farklı şekilde düzen-
leyen hükümlerinin, eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasıyla yapılan
tartışmalarda, dönemin Antalya Milletvekili Burhanettin Onat’ın tu-
tanaklara yansıyan görüşleri, 1953 yılından günümüze eril iktidarın
41
Bu konuda detaylı bir tartışma için bkz. Sancar, 2013, s.91-102, 190-198.